Bu Blogda Ara

15 Nisan 2018 Pazar

İnsan İnsan



Üniversiteden arkadaşımla görüştük geçen gün. Aynı bölümdeydik. Nadiren de olsa iletişim kuruyoruz zaman zaman. Yurt dışında yaşama fikri üzerine konuşmuştuk bir kaç kez. Haberini aldım, gidecekmiş İngiltere’ye. Sevindim hatta imrendim bile diyebilirim.

Geçtiğimiz yaz 3 ay geçirdim İngiltere’de. Gitmeden “İngiltere hoş memleket” demişlerdi. Gidip yaşayınca, tabir “cuk” oturdu diyebilirim. Hoş memleket hakikaten. Arkadaşıma bazı deneyimlerimi aktardım. “Tutturabilirse gerçekten iyi olur onun için” diye düşündüm.

İngiltere’de geçirdiğim 3 aylık süreçte, edindiğim arkadaşlara Türkiye hakkında bilgiler veriyordum, ve Türkçe hakkında. Yabancı ülkede çok uzun vakit geçirince daha bir anlamlı gelmişti
bana Tükçenin farklılığı, ve daha bir güzel gelmişti gerçekten.

Türkiyeyi anlatırken, özellikle şehrimin fotoğraflarını gösteriyordum ki çoğu insan şaşkınlıkla bakıyorlardı, kafalarında tasvir ettikleri ülke ile fotoğraftaki şehir arasındaki farka.

Çoğu yabancının isimlerinin anlamı yoktu mesela, ama pek çoğumuzun isminin anlamı var. “İsminin anlamı ne?” şeklindeki sorularıma cevap verememenin sıkıntısı ile sorunun tuhaflığı karışımı yüz ifadeleri çok ilginçti gerçekten. “Sizde bütün isimlerin anlamı mı var?” diye sordu birgün birisi. Eh, hemen hemen hepsinin var.

Bazı kelimeler özelinde konuşuyorduk.

Mesela, ben “GÜNAYDIN” kelimesini çok severim.
Gün Aydın.
“Günün aydınlık olsun” der gibi gelir bana hep. “Good morning” den dahafarklı gelir. “Good morning” fazla sade, fazla rutin bir söylenişken, “Günaydın” dediğinizde adeta bir umut iletirsiniz karşıya.

“HOŞÇAKAL” dır bir diğer sevdiğim kelime. Her hangi bir ayrılık – bir veda da karşındakine söylenen “HOŞÇAKAL” içten gelerek te söyleniyorsa hele, karşınızdakinin iyiliğinin sürekliliği isteği gibidir. “Bye” anlam olarak karşılar belki ama, aynı şeyi ne kadar ifade edebilir?

Kafamda bu düşüncelerin oldukça fazlası ile memlekete döndüm. “Günyadın” diyerek girdiğim bakkaldaki sakallı amcanın “aleykümselam” karşılığı vermesi ile gong çalar çalmaz yumruk yemiş boksör gibi sallandım adeta ayakta. Tam olarak anlamını ve kökenini bilmediği arapça sözcükle, “kısa aklıyla” benim ona öyle söylemem gerektiğini dayatırcasına bu şekildeki geri bildirimi, alış-veriş yapma isteğimi sonlandırmıştı. Bu bile tekrardan dışarıda yaşama fikrimi pekiştirmeye yetiyordu aslında.

Arkadaşımla oraların olumlu olumsuz yönlerini uzun uzun konuştuk. Sonra birden bir şey oldu...
Daha önce hiç duymadığım bir parça dinledim. 3 gündür her an söylüyorum, dinliyorum. Bu kültürün bir parçası olup, farklı kültüre nasıl adapte olunabilir? Bu kültür ve geçmiş nasıl bırakılabilir?

Sürekli birşeyler dayatan dengesiz ve cahil insanlarla mücadele etmek -evet çok zorlarşıyor git gide- yerine bırakıp gitmek ne kadar doğru olur diye düşünüp duruyorum bir kaç gündür. Bir şekilde etmeli ama.

16.yyda yaşamış bir şairin dizelerine, bu kadar güzel ve yerel motiflerle bezeli bir klasik müzik eserini oluşturabilen bu ülkenin birikimleri gerçekten inanılmaz geldi dinlediğim anda. Bu ülkede “ama” sız olarak herkesin önce karşılıklı saygıyı ele alarak tekrar bir arada yaşayabilmesidir tek dileğim.

Saygı ve sevgilerimle
Memur Çocuğu




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder