Bu Blogda Ara
27 Temmuz 2022 Çarşamba
Salıncak
23 Temmuz 2022 Cumartesi
REÇETE
Torba kanunları ele almalı bir birim mesela, bir başka birim eğitimi... İnsan faktörü işin içinde olacak, o nedenle günlük bilgi verilmeli halka. Neler ne şekilde çökertilmiş, ne şekilde tedavi edilecek.
Bir haber okudum az önce:
"Gezi zamanı camiler yakıldı" demiş bir muhterem vatandaş. "İçki içtiler" de denmişti de, doğrudan cami hocası yalanlamıştı. Şimdiki iddia da itfaiye tarafından yalanlanmış. 10 yıl geçti de üzerinden, halen korku unsuru anlaşılan... O günlerdeki iddiaları da hatırlayınca, ayrı bir birim nasıl dezenformasyon ve yalan haberlerle toplumu ikiye bölmüş gözler önüne sermeli.
Ne demiştik o günlerde:
"Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz..."
Ali İsmail'i kaybettiğimiz bu şehirde, şehrin en azından 100 - 150 yıllık geçmişinde gelişen bir arada yaşama kültürünü, paylaşımla arttırarak, süregelen karanlığı göğüslemek gerekiyor, ve bu anlayışı tüm ülkeye yaymak. Git gide kitlesel olarak fakirleştirildiğimiz bu ortamda ortaya çıkan fakirliği paylaşmak gerekiyor. Birisinin çıkıpta "daha az simit yeriz" martavalı gibi bir şey değil kastettiğim. Fikret Kızılok'un "Hesap Vakti" adlı eserindeki gibi: "Zenginliği paylaşmakla fakirliği paylaşmak ayrı ayrı şeylerdir." 5li çete ve avaneler zenginlik paylaşmaya çalışırken, var olma - ayakta kalma savaşı veren kişi, meslek grubu, dükkan vs... daha fazla desteklenmeli imkanlar dahilinde.
Kurtuluş yok tek başına...
Elektrik zammına itiraz edemiyorsan örneğin, berberinin fiyat artışına hayıflanma hakkını sorgulaman gerek. Akaryakıt artışlarını sessizce izliyorsan, karpuzun geçen sene 1 TL iken bu sene 5TL ye çıkmış olmasını da içine sindirmen ve sorgulamaman gerek. Sadece canın yanmış hissettiğin için artık hukukun kalmadığı ortamda, çıkıp "Hukuki hakkımı ararım" şeklinde söylemde bulunmak, oldukça trajikomik bir hal oluşturuyor.
Ahmet Telli nin dizeleriyle noktalayalım "giderlerse gitsinler" sözlerini de anımsayarak:
Fazla karışık olmuş olabilir. 😊 İdare edin.
Sevgilerimle
14 Temmuz 2022 Perşembe
Fabrika Kızı
13 Mart 2019 Çarşamba
Ayna
26 Şubat 2019 Salı
BİZİM ÇOCUKLAR
13 Mayıs 2018 Pazar
İki Çizgi Arasında
Kadın ve erkek nerelerde eşittir?
Kadın ve erkek iş yerinde aynı maaşı mı almalıdır?
Eşitlik konusu tartışıldığı ülkenin sosyal ve kültürel birikimine göre değişiklik gösteriyor.
Örneğin İran yada Suudi Arabistan'da futbol maçı izlesinler mi tartışılırken, Avrupa ülkelerinde toplum içindeki bire bir aynılık - farklılık konuşuluyor.
Ülkemizde her ne kadar suni olarak farklı otobüs, farklı taksi vs.. ayrıştırıcı bir ortam yaratılsa da uzak geçmişinde eşit statüde olduğumuzu biliyoruz, ve çok şanslıyız ki seçme ve seçilme hakkı konusunda adım atan ilk ülkelerden biriyiz.
Çocukken bu tartışmalar garip gelirdi bana. Annem ve babam aynı saatlerde evden ayrılıp, aynı saatlerde eve gelir, evin masraflarını birlikte hesap ederler, maaşlarını birlikte harcarlardı. Yani eve yapılan katkı - ev için harcanan emek aynıydı. O halde toplum neden bu konuyu tartışırdı? Anlayamıyordum.
Yaş ilerledikçe bazı farklı kavramlarla tanışmaya başladım. Ataerkil toplum gibi mesela. Hoş bizim evde babam hissettirirdi sağ olsun ataerkil aile yapısının anlamını. Sert adamdı. Bazen anlamsız - gereksiz kalan sertlikleri olurdu. Sayesinde beynimin içinde bir yerlerde kendini hatırlatan bir aile yapısı mirası taşıyorum sanırım. Hissettiriyor kendini.
Hayatın içinde savrulurken farklı yaşanmışlıklarla yoğrulup farklı düşüncelerle bezenebiliyor insan. "Toplumda eşittir ama iş yerinde eşit olmaya bilir, fiziksel güç vs vs..." gibi tartışmalar sanki erkeklerin dizayn ettiği bir dünyanın sonucu gibi. Yalnızca yatakta ve savaş meydanında fazladan aktif olan erkeğin. Küfür ederken bile kadınlar - anneler üzerinden gitmek gereksinimi duyan erkeğin. Oysa ki bizim ülkemiz yada kültürümüz ne Arap, ne tam Batılı. Anadolu insanının naifliği içinde kadın ve erkeğin durumu her zaman yan yana olmalarıdır. Hayatın içinde her daim beraber mücadele verir.
İşte bu yaşanmışlıklar ve düşünceler içinde, sırasıyla önce ablamın ve daha sonra bazı arkadaşlarımın hamilelik dönemlerini gözlemleme imkanım oldu. Yakalayabildiğim her an çok ilginç anılar biriktirmemi sağlıyordu.
Derken bir gün eşimin hamilelik haberini aldık. Yazımın başlığı olan iki çizgi ile belli olmuştu her şey. Bu seferki gözlem daha farklı oldu. Adeta gün gün - saat saat gözlemledim. Kadının inanılmazlığına şahit oldum! Evet. Kadın ve erkek asla eşit olamaz. Erkek karnında bir canlı büyütüp, daha sonra o canlıyı dünyanın en büyük acılarından biri ile dünyaya getirip, birde kaç yaşına gelirse gelsin ilk günkü gibi bakmaya devam edebilirse, işte o zaman eşit olur erkek ve kadın. Fazla mı abartıyorum? Sanmam.
Kadının inanılmazlığına şahit olurken, aynı süreçleri tüm kadınların yaşadığını düşününce, gözlerim dolar. Annem gelir aklıma. O da yaşadı bu süreci neticede.
Başta annem ve sevgili eşim...
Tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun...
Sevgi ve Saygılarımla
Memur Çocuğu
Not: Bu yazıyı yazarken, iki çizgiyi tekrar gördük! Heyecan aynı. Galiba kaygı da!
20 Nisan 2018 Cuma
Daha ne kadar rezil olacağız?
Dün akşam bir kez daha gördük ki, bu ülkede futbol yalnızca futbol değil. Vurguyu doğru yerden yaparsak, futbol asla bildiğimiz futbol değil. Böyle giderse de olmayacak gibi.
İki takım, ülke futboluna adeta hükmeden iki kulüp. Kupanın ilk maçı rezilliklerle doluyken, daha büyüğünü yaşatacaklarını düşünmemiştik. Ancak bu ülkede, 10-15 yıldır, " daha kötü ne olabilir" dediğimiz her durumdan sonra, birileri bize mutlaka daha kötüsünü yaşattı.
Maçtan sonra herkes ne olacağını sordu. Sorunun özü "adaletli bir çözüm mü olacak?" ekseninde düşünülebilir. Normalde olağanüstü toplantı olur diye düşünürken ben, konunun neredeyse 1 hafta sonra görüşüleceğini öğrendik. Arka planda birşeyler dönecek yada ortam soğutulacak. Bilemiyorum. Aklım çok ermez bu "inceliklere".
Yıllardır maçlara gider geliriz. Bir maçta sahaya buruşturulmuş kağıt attılar diye seyircinin yaka paça çıkartıldığına şahit oldum.
Başka bir maçta polisin 1-2 kez, artık sıradanlaşan (aslında olmaması gereken) küfürler savuran birini staddan atmakla tehdit ettiğini gördüm.
Bir basket maçında hakeme bağırdı diye orta yaş üstü bir izleyicinin maçın son dakikasında iki polis tarafından çıkartılmasını gördüm.
Diğer taraftan, yıllardır yedek kulübesi arkasında ana avrat düz giden İstanbul takımı seyiriclerini görüyoruz. Yada milli maç öncesi sırf sevimsizliğinden milli takım kalecisine küfür edildiğine hep beraber şahit olduk. Bunlara bir işlem yapılmadığına da.
Bu eksende düşününce adalet beklemek fazla iyimser oluyor bence.
İki futbolcu kavga etse, ikiside oyundan atılır. Aynı takımdan olsa bile, ikisi de atılır.
Şimdi burada benim beklediğim adalet ikisinin birden ihraç edilmesidir. Seneye de katılmamasıdır kupaya. Çocukluğumuzdan beri, bir resmi ortamda kavga varsa, "ama" ya gelmeden önce ceza verilir karşılıklı.
Eskişehirde, İzmirde yada başka Anadolu kentinde esip gürlemek kolay. Komşu ülke gibi davranabilmek lazım bazen.
Bizi rezil eden bu durumlardan kaçak güreşerek sıyrılamazsınız.
Türkiye tam anlamıyla " Balık baştan kokar" atasözünün vücut bulmuş hali oldu. Futbol da bunun dışında değil, hatta en net göstergesi.
Sürekli kendine yontan cin fikirli ( ama her işi batıran) tüccar zihniyetinden sıyrılmamız lazım artık.
"Yalnızlığım benim,
Pasaklı kontesim,
Ne kadar rezil olursak
o kadar iyi"
dizelerindense
" Yalnızlığım benim,
Çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak
O kadar iyi"
dizelerini tercih ediyorum ben.
Sevgi ve saygılarımla
Memur Çocuğu
